Semanur arkadaşım dünyayı değiştirmek konulu bir ders duyurdu geçenlerde. Neyi değiştiriyoruz, kimi kimden kurtarıyoruz diye bi dellendim, aşağıdakileri yazıverdim 🙂

“…
Bu değiştirme/kurtarma girişimcisi arkadaşların temel hatası sistemik. Sistemlerde değişiklik en temel seviyesine yapılacak müdahale ile mümkün olur. Aksi taktirde halının altına süpürmeye devam ederiz. En temel seviyede de insan yeralıyor yoksa doğayı filan kendi haline bıraksak problemlerin çoğu kaybolabilir.

Binlerce yıl önce Chuang Tzu ‘nun sözlerinde bahsedilen insan ile şimdiki insanın kalite olarak ne farkı var? İnsan korku içerisinde kabuğuna çekilmiş ve öyle bir noktaya hapsetmiş ki kendini bütünden tamamen izole olduğu yanılsamasıyla zahiri bir hayat yaşıyor. Bütünü hasım kabul edince de mecburen tekil bünye savunmaya geçiyor ve ego/nefs palazlanıyor. İlimin önayak olduğu ve bilimin tasdik ettiği şeyler var. Mesela fiziksel olarak aramızda boşluk bile yok çünkü zaten evrenin neredeyse tamamı boşluk. Her daim bir gözümüz dünyada bir gözümüz kendimizde, habire kıyas modundayız. Neyim eksik, onun neyi var da bende yok. Temel neden bu. Bu temelin kökü de perspektifimizin darlığından oluşan korku. Korku tek olmaya, bütünden kopmaya ve bütüne karşı savunmaya itiyor. Savunmanın da ötesinde en iyi savunma saldırıdır deyip, dünyayı umursamıyor ve hor kullanıyoruz. Kimse kimseye selam vermiyor. Mesela oturduğum sitede çalışanlarla selamlaşıyorum ve deli gibi algılanıyorum 🙂

Kısaca bu şekilde ifade ettiğim şey Doğu ‘nun gündemini oluşturmuş binyıllardır. Batı da bilim bilim diyerek buralara varmak için tırmalıyor ancak herşeyi indirgemeci bir yaklaşımla ve bilinemeyecek hiçbir şey yoktur diyerek çarşafa dolanmış durumda. Hayat gizemle güzeldir. Matematikte bile gizem vardır (bakınız Gödel). Bunları idrak edince yapılması gereken şey de bellidir. Perspektifte senteze gitmek. Yadsıyarak da olmuyor çünkü. Sonuçta herkes insan. Eğer onların yarısında bu yola gitme eğilimini oluşturmuşsa doğa, bunu bir işaret olarak almak lazım.

Uzun lafın kısası dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey. Bu insan neden kendimiz olmayalım 🙂 Kendine hayrı olmayanın, kendini bilmeyenin dünyaya ne hayrı olur ki. İçeri benliğimizi bulmadan dışarıya ışık vermek zor ancak kundakçılık yaparız. Gün içerisinde an be an neler yaşadığımızı farkediyor muyuz? Merak etmeyin bunları farkederek çok güdük olan zihinsel kapasitemizden pek birşey kaybetmeyiz. Ancak bir kedinin hareketindeki estetiği, bakışlardaki ifade edilemiyecek güzellikleri, tek bir nefesin ne kadar lezzetli olduğunu ve daha birçok şeyi yakalayabiliriz. Abbas Kiarostami adlı İran’lı bir yönetmenin Kirazın Tadı adlı filmini seyretmiştim yıllar önce. Orada intiharın eşiğine gelmiş birisini arkadaşını dünyanın yaşamaya değer bir yer olduğunu ancak kirazın tadındaki güzelliği anlatarak ve hatırlatarak başarıyor. İran’ın kirazları da muhteşemdir. Gün içerisinde kirazın tadını ne kadar alıyoruz? Ve dünyada kendimize kiraz olabilecek sınırsız şeyleri tahayyül edebilir miyiz?
…”

Yunus ne demiş: İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmezsin, bu nice okumaktır. Kendini bilen bütün alemi bilir. Semanur ‘a teşekkür ediyorum.